Türk savunma sanayii, 2000’li yıllardan beri Türkiye’nin en hızlı büyüyen sektörlerinden biri haline geldi. Eskiden ithalata bağımlı olan ülke, bugün yerli ve milli üretimle kendi gökyüzünü, denizlerini ve kara sınırlarını koruyor. Bu dönüşümün anahtarı, devlet teşviki, özel sektörün cesareti ve mühendislerin azmiydi.
Başlangıçta basit silah sistemleri ve yedek parça üretimiyle yola çıkıldı. Sonra Bayraktar TB2 gibi insansız hava araçları sahneye çıktı. TB2, Libya’dan Ukrayna’ya, Azerbaycan’dan Etiyopya’ya kadar savaş alanlarında efsaneleşti. Düşük maliyet, yüksek etkinlik ve kolay kullanım sayesinde drone savaşının simgesi oldu. Ardından Akıncı, Kızılelma ve ANKA-III gibi daha ağır, daha akıllı modeller geldi. Kızılelma, jet motorlu, ses hızına yakın, yapay zekâ destekli bir SİHA; Türk havacılığının geleceğini temsil ediyor.
Kara araçlarında Altay tankı uzun süre motor sorunu yaşasa da, şimdi yerli güç grubuyla seri üretime yaklaşıyor. BMC, Otokar ve FNSS gibi firmalar zırhlı personel taşıyıcılar, mayın temizleme araçları ve 8x8 taktik tekerlekli araçlar üretiyor. Bunlar NATO standartlarında, hatta bazıları Alman Leopard’lardan daha üstün performans gösteriyor.
Deniz gücünde ise Milgem projesi devrim yaptı. Ada sınıfı korvetler, İstanbul sınıfı fırkateynler ve TCG Anadolu gibi amfibi hücum gemileri yerli tasarım, yerli sensör ve yerli silahlarla donatıldı. Savaş gemilerinde ASELSAN’ın geliştirdiği Atmaca gemisavar füzesi, Atmaca’nın denizaltı versiyonu ve Hisar-D hava savunma sistemiyle donanma artık kendi kendine yetiyor.
Füze teknolojisinde ROKETSAN zirvede. Bozdoğan ve Gökdoğan hava-hava füzeleri, SOM seyir füzesi, Çakır mini seyir füzesi, TAYFUN balistik füzesi… Hepsi milli. Bunlar, Türkiye’yi füze ihracatçısı ülkeler arasına soktu. 2024’te savunma ihracatı yirmi milyar doları aştı; Polonya’dan Malezya’ya, Endonezya’dan Pakistan’a kadar onlarca ülke Türk sistemlerini tercih ediyor.
Elektronik harp ve istihbarat alanında ASELSAN ile HAVELSAN öne çıkıyor. Koral gibi elektronik taarruz sistemleri, düşman radarlarını kör ederken, yerli radarlar ve elektronik harp podları F-16’lara entegre ediliyor. Uydu teknolojisinde TÜBİTAK ve Türksat’ın Göktürk serisi, askeri gözetleme ve istihbarat için kritik rol oynuyor.
Tabii ki hâlâ eksik var: jet motoru, ağır tank motoru, ileri seviye çip üretimi gibi alanlarda dışa bağımlılık sürüyor. Ama bu da değişiyor. TEI’nin yerli turbofan motoru, Kale’nin jet motoru projesi, Aselsan’ın mikroçip çalışmaları umut veriyor.
Sonuçta Türk savunma sanayii, sadece silah üretmekten öte bir bağımsızlık hikayesi. Dün “yok” denilen şeyleri bugün ihraç eden, yarın da uzaya çıkacak bir ekosistem. Bu hız, bu irade, Türkiye’yi savunma liginde üst sıralara taşıyor. Ve en güzeli: her şey Türk mühendisi, Türk işçisi, Türk parasıyla yapılıyor. Bu, gurur değil, gerçek.
📝 Yorum Yap