İnsan sevdiği zaman en büyük riski alır. Çünkü sevgide hesap kitap olmaz. Birini gerçekten sevdiğin anda ona karşı savunmasız kalırsın. O sana hem en büyük mutluluğu verebilir hem de en derin yarayı açabilir.
Peki sevgi aslında nedir? Bir hormon meselesi midir, yoksa ruhun başka bir boyuta açılan kapısı mı? Bilim bir tarafa, filozoflar bir tarafa, biz günlük hayatta sevgiyi en çok hissettiğimiz anda tanımlarız: Çocuğunun başını okşarken, annenin sesini duyduğunda içinin ısınması, çok sevdiğin birinin yokluğunda içinde oluşan o boşluk…
Sevgi aslında bir eylemden çok bir karar alma biçimidir. “Bu insanı, bu ilişkiyi, bu değeri her şeye rağmen korumaya devam ediyorum” demektir. Çünkü sevgi zamanla bir duygudan çıkıp bir duruşa dönüşür.
En zoru da budur zaten. İlk zamanlardaki heyecan, kelebekler, çarpıntı geçtikten sonra sevgi asıl sınavını verir. O zaman anlarsın ki sevgi; “hoşuma gidiyor” demek değil, “burdayım” demektir. Zor gününde yanında olmak, hatalarını gördüğünde bile ondan vazgeçmemek, onun iyiliği için kendi egonu ikinci plana atabilmektir.
Sevgi aynı zamanda cesaret işidir. Çünkü sevmek, yaralanmayı kabul etmektir. Sevdiğin kişi seni terk edebilir, seni üzebilir, hatta seni hiç sevmeyebilir. Ama sen yine de sevmeyi göze alırsın. İşte bu yüzden en cesur insanlar en çok sevenlerdir.
Peki ya sevilmek? Sevilmek de ayrı bir sorumluluktur. Biri sana kalbini açtığında o kalbi kırmamak, o güveni boşa çıkarmamak da bir o kadar önemlidir. Çünkü güven kırıldığında sevginin tekrar aynı yere gelmesi çok zordur.
Sonuç olarak sevgi, insanın hem en büyük zaafı hem de en büyük gücüdür. Onun sayesinde hem en derin acıları çekeriz hem de hayatın en güzel anlamını buluruz. Belki de sevgi tam da bu yüzden bu kadar değerlidir; çünkü bedeli ne olursa olsun, onsuz geçen bir hayat boş gelir insana.
Çok Teşekür Ederiz Admin.