Marmara Adası'nın batı kıyısında, maviyle yeşilin kesiştiği bir noktada Çınarlı Mahallesi—adeta bir balıkçı masalı gibi. Köyün adı, meydandaki asırlık çınar ağacından geliyor; 1001 yılında dikilmiş, şimdi bin yirmi dört yaşında bir dev. O ağaç altında oturup çay içmek, adanın en eski hikayesini dinlemek demek.
Eski adı Gallimi'ymiş—Rumca "güzel liman" gibi bir şey. 1927'de mübadeleyle Rize, Çayeli, Trabzon, Ordu ve Giresun'dan Karadenizliler yerleşmiş. Öncesinde Rum balıkçılar varmış; şimdi sokaklarda hâlâ "hayırlı sabahlar" diyen yumuşak bir Karadeniz aksanı duyuluyor. Köy, adanın en batısı—feribotlar geçerken son bakış atılan yer, ama kalabalık değil.
Nüfusu yaklaşık beş yüz altmış dört—yarısı erkek, yarısı kadın. Yazın turistler, yatçılar ve İstanbul'lularla şişiyor; kışın ise sadece dalga sesi ve rüzgar. Balıkçılık ana geçim—sabah tekneler çıkıyor, öğlen taze levrek, istavrit kokusu yayılıyor. Liman küçük, ama temiz; iskelede tekneler sallanıyor, çocuklar oltayla oynuyor.
Doğa burada başrol: yeşil tepeler zeytin ve çamla kaplı, sahil taşlı ama berrak. Plajı kumsal, mavi-turkuaz su—şezlonglar, şemsiyeler, ama kalabalık değil. Köy evleri taş, balkonlarda begonvil sarkan; dar sokaklarda Arnavut kaldırımı, duvarlarda eski fotoğraflar. Camii meydanda, minaresi ağaçlara karışıyor.
Turizm yavaş büyüyor—birkaç motel, pansiyon, Viking Motel gibi yerler. Köylüler "bizim deniz başka" diyor; çünkü buranın suyu soğuk, temiz, dalgasız. Yazın çocuklar sahilde top oynuyor, yaşlılar ağaç gölgesinde tavla atıyor. Kültür derneği var—Avni Özken'in kurduğu, eski fotoğraflar, mübadele hikayeleri topluyor.
Bir gün gidersen, meydandaki çınarın altına otur. Balıkçılarla sohbet et—dedeler vapurla inmiş, ellerinde torba, umut. Şimdi torunları aynı teknelerle balık tutuyor. Çınarlı, Marmara'nın saklı limanı—sessiz, yeşil, mavi. Zaman burada yavaş, insan nefes alıyor.
📝 Yorum Yap