Deprem, dünyanın en sinirli çocuğu. Yüzeyde sakin sakin dururuz, "Aa ne güzel hava" deriz, ama altında magma kaynıyor, levhalar birbirine sürtünüyor, sanki iki eski sevgili kavga ediyor. Sonra bam! Bir anda yer sallanıyor, bardaklar devriliyor, "Aman Allahım" diye bağırıyoruz. Aslında bu iş 4 milyar yıldır böyle. Dünya kendi kendine masaj yapıyor, ama biz müşteriyiz, masajı değil acıyı hissediyoruz.
En büyük deprem dedik ya, 9.5'lik Şili 1960. O gün Valdivia'da adamlar kahvaltı ederken yer yarılmış, evler uçmuş, deniz geri çekilmiş – sonra da tsunami gelip her şeyi silip süpürmüş. Hawaii'ye kadar dalga gitmiş, 10 bin kilometre öteye. Düşünsene, sen İzmir'de çay içiyorsun, ama Şili'de olan şey senin bardağını da titretiyor. Bu kadar büyük bir şey olunca insan "Niye ben?" diye soruyor. Cevap basit: Çünkü sen buradasın. Yer kabuğu senin altında da, altında da.
Şimdi bilim insanları diyor ki, "Bu depremler öngörülemez." Doğru, ama biraz da yalan. Önceki gün kuşlar susar, köpekler havlamaz, su kuyularda yükselir – halk arasında "deprem habercisi" derler. Bilim de onaylıyor: Manyetik alan değişir, radon gazı artar. Ama yine de "Şu saatte olacak" diyemiyoruz. En iyisi hazırlık. Deprem çantası, sağlam masa altı, "korkma, yat, tutun, korun" diye ezber. Ama biz Türk'üz ya, genelde "Bi' şey olmaz" deriz, sonra da "Bi' şey oldu" diye ağlarız.
Türkiye'ye gelince... Bizim coğrafya deprem fabrikası. Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı, Ege'de helenik yay – hepsi aktif. 1999 Gölcük, 7.4 şiddet, 17 bin ölü. İnsanlar "Niye bu kadar?" diye soruyor. Cevap: Çünkü bina yönetmeliği o zamanlar "yaparsın işte" seviyesindeydi. Betonarme dediğin şey, demir çubuklarla bağlanmalı, yoksa dağılır. Sonra 2023 Kahramanmaraş... 7.8 ve 7.5 peş peşe. 50 bin ölü, şehirler yok oldu. O gece insanlar "Yardım" diye bağırırken, telefonlar çekmiyordu, yollar kapanmıştı. Deprem sadece yer sallamaz, sistemleri de çökertir.
Ama ilginç kısım şu: Deprem insanı değiştirir. İlk gün herkes koşar, yardım eder. Sonra "Devlet nerde?" diye başlar kavga. Sonra unuturuz. Birkaç yıl sonra yine aynı binalar, aynı ihmaller. Sanki deprem bize "Bak, yine yapacaksınız" diyor. Ve biz yine yapıyoruz.
Peki çözüm? Önce bina. Yeni yönetmelik var, ama uygulanmıyor. İkinci, eğitim. Okullarda "deprem tatbikatı" yapıyoruz, ama çocuk "Aaa eğlenceli" diyor, ciddiye almıyor. Üçüncü, erken uyarı. Japonya'da trenler duruyor, ışıklar yanıp sönüyor, 10 saniye önceden haber veriyor. Bizde? "Aman boş ver, sallanıyoruz işte."
Sonuçta deprem doğanın öfkesi değil, bizim tembelliğimizin bedeli. Yer kabuğu milyonlarca yıldır aynı, bizse "Bu sefer kurtuluruz" diye umut ediyoruz. Belki bir gün gerçekten hazır oluruz. O zamana kadar, gece yatarken yastığın altına bir düdük koy. Sallanırsa üfle. Belki biri duyar.
📝 Yorum Yap