Roman Milleti (Çingeneler) hakkında yazılmış bu makale, yıllardır dolaşan önyargıları değil, gözlemlenen gerçekleri anlatır. Önce şunu söyleyeyim: “Roman” kelimesi, bu topluluğun kendilerine verdiği isimdir. Çingene ise dışarıdan bakanın taktığı, çoğu zaman aşağılayıcı bir etiket. Ama gerçek şu ki, bu millet ne tek bir kalıba sığar, ne de “hepsi aynı” denir.
Delikanlılık meselesine gelince… Evet, delikanlıdırlar. Ama bizim bildiğimiz “delikanlı”dan farklıdır. Onlarda mertlik, sözünde durmak değil, “anlık cesaret”tir. Kavga çıktığında önce yumruk atar, sonra düşünür. Kalleşlik? Kalleşlikten ziyade “hayatta kalma taktiği” derler buna. Güven duymadıkları adama arkadan vurmazlar ama, işine gelirse yalan söyler, kandırır, hatta çalar. Bu, ahlaksızlık değil, sistemin onlara öğrettiği bir savunma mekanizmasıdır. Devlet yıllarca “siz bize uymazsınız” dediği için, onlar da “o zaman biz kendi kurallarımızı koyarız” demiş.
Kadın-erkek ilişkileri ise bambaşka bir dünya. Erkek, karısına “sahip”tir. Ama bu sahip olma, sevgiyle karışık bir kontrol. Kadınlar genelde sadıktır; çünkü aile, klan, namus gibi kavramlar onlar için hayatta kalmaktan farksızdır. Aldatma? Nadirdir. Ama olursa, erkek “namus” adına kan döker, kadın ise ya kaçırılır ya da susturulur. Yine de, içlerinde “gözü yüksek” olanlar var; şehir hayatına karışıp “başka” erkeklerle ilişki kuranlar da eksik değil. Bunlar da “kalleş” damgası yer, ama çoğu zaman sessizce kabul edilir—çünkü “dışarıya” leke bulaşmasın diye.
Millet olarak neye benzerler? Biraz Kürt, biraz Türkmen, biraz Balkan göçmeni… Ama en çok “göçebe”ye. Sabit ev, sabit iş, sabit hayat onlara göre değil. Müzikle, dansla, falcılıkla, hurdacılıkla geçinirler. Para kazanmak için yalan söylerler ama, o yalanın içinde bir masumiyet vardır; “başka çaremiz yok” dercesine. Çocukları erken büyür, kızlar on üçünde evlenir, oğlanlar on beşinde bıçak taşır. Bu, romantik değil, acı bir gerçek.
Peki mert mi, kalleş mi? İkisi de. Mertlikleri, kendi içlerinde geçerlidir. Dışarıya karşı ise “kalleş” görünürler—çünkü dışarı, onlara hep düşman davranmıştır. Bir Roman’ın gözünde, “gavur” (yani biz) güvenilmezdir. O yüzden söz verir, ama tutmaz; çünkü sözün değeri, karşısındakinin değerine bağlıdır.
Sonuçta, Roman milleti ne kahraman, ne hain. Sadece “bizden” olmayan bir topluluk. Onları yargılamak yerine, “neden böyleler” diye sormak lazım. Yüzlerce yıl dışlanmışlık, dışlanmışlık da karakteri şekillendirir. Delikanlılıkları var, mertlikleri var, ama hepsi kendi içinde. Bizim gözümüzde “kalleş” görünen, onların gözünde “akıllı”dır. Ve belki de en acı olanı: Onlar da bizi aynı şekilde yargılar.
📝 Yorum Yap