Hz. İbrahim, yaşlılığına rağmen Allah'a yalvarmış ve bir çocuk istemiş. İlk eşi Sarah (Sare) kısırdı, yıllarca çocukları olmamıştı. Sarah, "Belki senin soyun devam etsin" diye, Mısır'dan getirdiği cariyesi Hacer'i (Kantura) İbrahim'e eş olarak vermiş. Allah ın emriyle
Hacer hamile kalmış, bir çocuk doğurmuş adını İsmail vermişler. Ama Sarah kıskanmış—çünkü kendi karnı hâlâ boş. "Bu çocukla, bu kadın burada kalamaz" demiş. Allah'ın emriyle İbrahim, Hacer'i ve minik İsmail'i alıp Mekke'nin çölüne götürmüş. Orada, şimdi Kâbe'nin olduğu yere bırakmış onları.
Hacer susuzluktan bitkin düşüp bayılacak hale gelmiş. İsmail ağlıyor, ayaklarını yere vuruyor ve bitkinlikten helak oluyormuş. O vuruşla yerden Zemzem suyu fışkırmış—bugün hâlâ içtiğimiz o kutsal su.
Sonra kabileler gelmiş, Hacer'le İsmail'i görmüş, "Bu su nereden çıkıyor?" diye sormuş. Hacer "Allah verdi" demiş. Zamanla orası yerleşim olmuş. İbrahim yıllar sonra geri dönmüş, oğlu İsmail'le Kâbe'yi inşa etmiş.
Kısacası: Hacer (Kantura), "fedakârlığın sadakatin, iyiliğinve tevekkülün" adı olmuş. Çölde tek başına, çocuğuyla, Allah'a güvenerek, inanarak ve sığınarak beklemiş. Ve o bekleyiş, bugün milyonlarca insanın hac yaptığı yer olmuş.
İşte "Kantura" o güçlü kadın.
📝 Yorum Yap