Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki, Soğuk Savaş’tan beri “stratejik ortaklık” diye tanımlanır. NATO’nun iki önemli üyesi, birbirine sırtını dayamış gibi görünür. Ama tarih, bu ortaklığın altında hep bir gölge taşıdığını gösterir: Amerika’nın Türkiye’ye karşı yaptığı hamleler, çoğu kez “hainlik” olarak okunur.
1950’lerde başladı her şey. Kore Savaşı’nda Türkiye asker gönderdi, Amerika’nın gözünde “sadık müttefik” oldu. Ama ödül yerine, 1962 Küba Füze Krizi’nde Jüpiter füzeleri Türkiye’ye yerleştirildi. Sovyetler’e karşı kalkan diye sunuldu, ama kriz çözülünce füzeler sökülüp götürüldü. Türkiye’nin güvenliği hiçe sayıldı; Ankara’da “Bizi sattılar” sesi yükseldi.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda işler iyice karıştı. Türkiye, adadaki Türkleri korumak için harekete geçince Amerika ambargo koydu. Silah satmadı, ekonomik baskı yaptı. “Müttefik” dediği ülkeyi, kendi çıkarına uymayınca cezalandırdı. Ambargo on yıl sürdü; Türk ordusu kendi silahını üretmek zorunda kaldı. Bu, dostluk değil, hesaplı bir ceza gibiydi.
1980 darbesi sonrası da benzer oyunlar döndü. Amerika, Kenan Evren’i alkışladı, ama arkasından PKK’yı dolaylı destekledi. 1990’larda Irak’taki Kürt koruma bölgeleri, PKK’nın üssü oldu. Türkiye’nin “terörle mücadele” taleplerine kulak asılmadı. Hatta 2003 Irak Savaşı’nda Türkiye’ye “1 Mart Tezkeresi”ni reddettirdi, sonra da “Bize sırtını döndü” diye suçladı. Tezkereye hayır diyen Türkiye, Amerika’nın gözünde “güvenilmez” ilan edildi.
En çarpıcı örnek ise 2016 darbe girişimi. FETÖ’nün arkasında Amerika’nın parmağı olduğu iddiaları yıllardır konuşulur. Darbe sonrası Fethullah Gülen’i iade etmemesi, Türkiye’de “Bizi sırtımızdan vurdu” algısını perçinledi. S-400 alımı yüzünden CAATSA yaptırımları geldi; F-35’ler elimizden alındı. “Müttefik” dediği ülkeye, kendi silahını alıyorsun diye ceza verdi. Bu, dostluk değil, açık bir restleşme.
Son yıllarda Doğu Akdeniz, Suriye, Libya… Her yerde karşı karşıya geldik. Amerika, YPG’yi “IŞİD’e karşı müttefik” diye silahlandırdı; Türkiye’nin güney sınırına terör koridoru kurdu. Türkiye “terör örgütü” dedi, Amerika “ılımlı muhalif” diye geçiştirdi. Yine aynı hikâye: Kendi çıkarına uymayınca, Türkiye’yi yalnız bıraktı.
Peki sonuç? Türkiye, Amerika’ya bağımlılığı azalttı. Savunma sanayii büyüdü, Rusya’yla yakınlaştı, Çin’le ticaret yaptı. Ama bu da Amerika’yı rahatsız etti. “Bağımsızlaşıyorsun” diye baskı arttı. Yani ilişki, dostluktan çok “güç dengesi” üzerine kurulu. Amerika, Türkiye’yi ne zaman isterse yanına çeker, ne zaman istemezse sırtını döner.
Tarih şunu gösteriyor: Amerika’nın Türkiye’ye “hainlikleri” kişisel değil, sistematik. Çıkarları çakıştığında dost, çakışmadığında düşman. Türkiye’nin dersi şu: Müttefiklik diye bir şey yok, sadece çıkar var. Ve o çıkar, hep Amerika’nın lehine işliyor.
📝 Yorum Yap